Sürdürülebilir Kırsal Kalkınmada Bilimsel Yarış: Dünya Neyi Araştırıyor, Türkiye Ne Yapmalı?
Son dönemde uluslararası kırsal kalkınma literatürünü takip ederken bir eğilim giderek daha fazla dikkatimi çekiyor.
Tarımın dijitalleşmesi, kırsal dönüşüm, sürdürülebilirlik, kırsal girişimcilik ve yeni teknolojiler üzerine yapılan araştırmalarda özellikle Çinli araştırmacıların ve araştırma kurumlarının görünürlüğü oldukça yüksek.
Bu durum yalnızca birkaç makalede karşılaştığımız tesadüfi bir yoğunluk mu, yoksa dünya kırsal kalkınma araştırmalarının ağırlık merkezi gerçekten değişiyor mu?
Qudsi, Badri ve Salmani'nin 2025 yılında Journal of Rural Research dergisinde yayımlanan “The Global Trend of Research in the Field of Sustainable Rural Development: A Scientometrics Analysis” başlıklı çalışması bu soruya oldukça kapsamlı bir veri seti üzerinden cevap arıyor.
Araştırmacılar Web of Science veri tabanındaki sürdürülebilir kırsal kalkınma literatürünü bilimometrik yöntemlerle incelemişler.
Çalışmanın analiz evreninde toplam:
620 bilimsel makale, 19.480 yazar, 941 kurum, 290 bilimsel yayın kaynağı ve 95 ülke
yer alıyor.
Burada önemli bir metodolojik ayrıntı var.
Araştırmada yalnızca İngilizce yayımlanmış özgün araştırma makaleleri nihai örnekleme dahil edilmiş; derlemeler, editöryal içerikler ve diğer yayın türleri filtrelenmiş. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo ülkelerin bütün ulusal kırsal kalkınma literatürünü değil, esas olarak Web of Science içerisindeki uluslararası akademik görünürlüğünü yansıtıyor.
Bu ayrım önemli.
Çünkü bir ülkenin kendi dilinde çok sayıda çalışma üretmesi ile o bilginin uluslararası bilimsel dolaşıma girmesi aynı şey değil.
Kırsal kalkınma araştırmalarında kim önde?
Çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri ülkelerin bilimsel üretim performansı.
Araştırmanın genel sonuçlarına göre sürdürülebilir kırsal kalkınma alanında en üretken ülkeler arasında sırasıyla:
1. Çin 2. Amerika Birleşik Devletleri 3. İspanya 4. Romanya 5. Birleşik Krallık
yer alıyor.
Bu sıralamanın kendisi bile kırsal kalkınma araştırmalarındaki küresel değişimi anlamak açısından ilginç.
Çünkü sürdürülebilir kırsal kalkınma bilgisinin yalnızca geleneksel Batı Avrupa ve Kuzey Amerika üniversitelerinde üretilmediğini görüyoruz.
Özellikle Çin çok güçlü bir araştırma kapasitesi geliştirmiş durumda.
Bunun yanında Romanya gibi Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin görünürlüğü de dikkat çekici.
Asya'da ise Çin'in yanında Hindistan'ın da önemli bir bilimsel üretim hacmine sahip olduğu görülüyor. Çalışmanın ülke dağılımı değerlendirmesinde Çin ve Hindistan'ın Asya'daki belirgin aktörler olduğu özellikle gösteriliyor.
Bu bize önemli bir şey söylüyor:
Kırsal kalkınma artık yalnızca “kalkınmakta olan ülkelerin sorunlarını Batılı araştırmacıların incelediği” bir araştırma alanı değil.
Kırsal dönüşümü yaşayan ülkeler artık aynı zamanda o dönüşümün bilgisini de üretmeye başlıyor.
Çin yalnızca çok yayın yapmıyor, bilimsel ağın merkezinde de bulunuyor
Yayın sayısı tek başına bilimsel etkinin göstergesi değildir.
Bu nedenle çalışma ülkelerin atıf düzeylerini ve diğer ülkelerle oluşturdukları bilimsel bağlantıları da inceliyor.
Burada kullanılan önemli göstergelerden biri Total Link Strength – Toplam Bağlantı Gücü.
Basit ifadeyle bu gösterge, bir ülkenin ilgili bilimsel literatürde diğer ülkelerle ne ölçüde bağlantılı ve ağın içerisinde ne kadar merkezi olduğunu anlamaya yardımcı oluyor.
Atıf temelli analizde Çin:
116 makale, 1.329 atıf ve 117 toplam bağlantı gücü
ile ilk sırada yer alıyor.
Çin'i toplam bağlantı gücü bakımından İspanya 51, Rusya ise 36 ile takip ediyor.
Dolayısıyla Çin'in başarısı yalnızca “çok sayıda makale yayımlaması” değil.
Aynı zamanda uluslararası akademik ağ içerisinde merkezi bir bilgi üreticisi haline gelmesi.
Bu ayrım önemli.
Çünkü bilimsel kapasiteyi yalnızca yayın sayısı üzerinden değerlendirmek yerine;
atıf,
uluslararası ortaklık,
araştırma ağı,
kurumsal iş birliği
ve bilimsel etkinin de dikkate alınması gerekiyor.
Çin Bilimler Akademisi'nin yükselişi
Kurumsal analiz sonuçları da benzer bir tablo ortaya koyuyor.
Araştırmada incelenen 941 kurum arasından Çin Bilimler Akademisi özellikle öne çıkıyor.
Chinese Academy of Sciences, 12 makale ve 374 atıfla sürdürülebilir kırsal kalkınma alanında en fazla atıf alan kurum olarak belirlenmiş.
Çalışmanın kurumsal ağ analizinde de Çin Bilimler Akademisi'nin diğer araştırma kurumlarıyla güçlü bağlantılara sahip merkezi bir aktör olduğu görülüyor.
Bence buradaki önemli nokta “Çin neden bu kadar makale yayımlıyor?” sorusundan biraz daha derinde.
Asıl soru şu olabilir:
Çin neden kırsal dönüşümü aynı zamanda stratejik bir bilimsel araştırma alanı olarak görüyor?
Çünkü kırsal kalkınma artık yalnızca tarımsal verimlilik meselesi değil.
Gıda güvenliği,
kırsal nüfus,
kentleşme,
enerji,
dijitalleşme,
iklim değişikliği,
arazi kullanımı,
girişimcilik,
tedarik zincirleri
ve bölgesel eşitsizlikler
aynı araştırma alanının içerisinde buluşuyor.
Dolayısıyla kırsal alanı anlamak, aslında ülkenin ekonomik ve toplumsal dönüşümünü anlamak anlamına geliyor.
Dünya kırsal kalkınmada neyi araştırıyor?
Bilimometrik çalışmaların en değerli taraflarından biri yalnızca “kim daha fazla yayın yaptı?” sorusuna cevap vermemeleri.
Aynı zamanda bilimin hangi yöne doğru ilerlediğini göstermeleri.
Bu çalışmada 620 makalede kullanılan yazar anahtar kelimeleri de analiz edilmiş.
Toplam 1.807 anahtar kelime arasından belirli bir tekrar eşiğini aşan kelimeler ayrıştırılmış, benzer kavramlar birleştirilmiş ve araştırma alanının kavramsal yapısı ortaya çıkarılmış.
Sonuçlar sürdürülebilir kırsal kalkınmanın artık oldukça geniş ve disiplinler arası bir araştırma alanına dönüştüğünü gösteriyor.
Araştırmanın geleceğe dönük anahtar kelime analizinde özellikle:
rural revitalization – kırsal canlandırma, urbanization – kentleşme, Sustainable Development Goals – Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve entrepreneurship – girişimcilik
son yıllarda öne çıkan yeni araştırma başlıkları arasında bulunuyor.
Bence bu değişim oldukça anlamlı.
Eskiden kırsal kalkınma denildiğinde araştırmanın odağında çoğunlukla:
tarımsal üretim,
yoksulluk,
altyapı
ve kırsal gelir bulunuyordu.
Bugün ise soru değişiyor:
Kırsal alan nasıl yeniden canlandırılır?
Gençleri nasıl tutabiliriz?
Yeni ekonomik faaliyetleri nasıl oluşturabiliriz?
Teknolojiyi kırsal ekonomiye nasıl entegre edebiliriz?
Kırsal alan ile kent arasındaki ilişkinin geleceği nasıl şekillenecek?
Girişimcilik ve inovasyon kırsalda nasıl geliştirilebilir?
Dolayısıyla kırsal kalkınma literatürü de kırsalın kendisi gibi dönüşüyor.
Çevre ve ekoloji hâlâ araştırmanın merkezinde
Çalışmanın bir başka önemli bulgusu araştırmaların disiplinlere göre dağılımıyla ilgili.
Çevre bilimleri ve ekoloji, 316 makale ve yaklaşık %44,8'lik payla sürdürülebilir kırsal kalkınma araştırmalarında en baskın alan olarak görülüyor.
Bu da tesadüf değil.
Çünkü sürdürülebilir kırsal kalkınmanın geleceği;
toprak,
su,
biyoçeşitlilik,
iklim değişikliği,
tarımsal üretim,
doğal kaynak yönetimi
ve enerji politikalarından bağımsız düşünülemez.
Kırsal kalkınma artık yalnızca “kırsalda geliri nasıl artırırız?” sorusuna cevap aramıyor.
Aynı zamanda:
“Bu kalkınmayı doğal kaynakları tüketmeden nasıl sürdürülebilir hale getiririz?”
sorusuna cevap arıyor.
Peki Türkiye nerede?
Burada dikkatli olmak gerekiyor.
Çalışma Türkiye'yi ayrıca ele alan bir ülke değerlendirmesi veya Türkiye'ye özgü bir sıralama sunmuyor. Dolayısıyla bu makaleden hareketle Türkiye için kesin bir “şu sıradayız” sonucu çıkarmak doğru olmaz.
Fakat çalışma Türkiye açısından çok daha önemli başka bir soruyu gündeme getiriyor:
Biz kırsal kalkınma konusunda sahip olduğumuz saha bilgisini ne ölçüde uluslararası bilimsel bilgiye dönüştürüyoruz?
Çünkü Türkiye'nin araştırılabilecek olağanüstü geniş bir kırsal kalkınma laboratuvarı var.
IPARD ve kırsal kalkınma desteklerinin etkileri,
coğrafi işaretlerin yerel ekonomiye katkısı,
üretici örgütleri ve kooperatifçilik,
kırsal girişimcilik,
kadınların kırsal ekonomideki rolü,
genç çiftçilerin geleceği,
tarımsal dijitalleşme,
kırsal nüfusun yaşlanması,
kırdan kente göç,
kırsal turizm,
gıda izlenebilirliği,
iklim değişikliğine uyum,
akıllı köy uygulamaları,
dijital ürün pasaportları,
yerel gıda sistemleri
ve tarım dışı kırsal istihdam...
Bunların her biri uluslararası kırsal kalkınma literatüründe güçlü araştırma sorularına dönüştürülebilir.
Üstelik Türkiye'nin bu konulardaki en önemli avantajlarından biri yalnızca teorik bilgi değil.
Çok büyük bir saha deneyimine sahibiz.
Türkiye'nin sorunu saha eksikliği değil, sahayı bilgiye dönüştürmek olabilir
Yıllardır Türkiye'nin farklı bölgelerinde binlerce kırsal kalkınma projesi uygulanıyor.
Yatırımlar destekleniyor.
Kooperatifler kuruluyor.
Yeni işletmeler açılıyor.
Kırsal turizm projeleri uygulanıyor.
Kadın girişimciler destekleniyor.
Genç çiftçilere yönelik programlar geliştiriliyor.
Tarım işletmeleri modernize ediliyor.
Fakat bir süre sonra kritik bir soru ortaya çıkıyor:
Bu müdahalelerin uzun vadeli sonuçlarını ne kadar araştırıyoruz?
Örneğin bir yatırım desteği alan işletmede beş yıl sonra ne oldu?
İstihdam devam ediyor mu?
Gelir arttı mı?
Gençler kırsalda kaldı mı?
Kadınların karar alma gücü değişti mi?
İşletme rekabetçi hale geldi mi?
Yerel ekonomide bir çarpan etkisi oluştu mu?
Teknoloji kullanımı arttı mı?
Destek bittiğinde yatırım kendi ayakları üzerinde durabildi mi?
İşte bilimsel araştırma tam burada başlıyor.
Bir programı uygulamak kamu politikasıdır.
O programın ekonomik, sosyal ve mekânsal etkisini bilimsel yöntemlerle ölçmek ise bilgi üretimidir.
Ve ikinci aşamayı gerçekleştirmediğimizde çok değerli bir saha deneyimi yalnızca proje dosyalarında, faaliyet raporlarında ve kurumların arşivlerinde kalabiliyor.
Sahadan makaleye uzanan zinciri kurmamız gerekiyor
Bence Türkiye'nin bundan sonraki kırsal kalkınma yaklaşımında yeni bir kültüre ihtiyacı var:
Uygulama → veri → analiz → yayın → politika.
Bir kırsal kalkınma programı uygulandığında yalnızca mali gerçekleşmesini takip etmek yerine sonuçları bilimsel araştırmaya açık hale getirilmeli.
Üniversiteler,
kamu kurumları,
kalkınma ajansları,
üretici örgütleri,
yerel yönetimler
ve sahada çalışan uzmanlar
daha güçlü araştırma ortaklıkları kurmalı.
Çünkü sahadaki uygulayıcının sahip olduğu bilgi ile akademisyenin sahip olduğu yöntem bir araya geldiğinde çok değerli sonuçlar üretilebilir.
Asıl eksik olan bazen veri değil; sahadaki bilginin araştırma sorusuna dönüştürülmesi.
Uluslararası yayın neden önemli?
Burada “neden İngilizce makale yayımlamak zorundayız?” sorusu da sorulabilir.
Ama mesele yalnızca akademik kariyer veya atıf almak değil.
Uluslararası yayın yapmak, Türkiye'nin kırsal kalkınma tecrübesinin küresel bilgi havuzuna dahil olması anlamına geliyor.
Bir başka araştırmacı Türkiye'deki IPARD uygulamasını okuyabilir.
Bir başka ülke bizim kooperatif modelimizden yararlanabilir.
Türkiye'de geliştirilen bir coğrafi işaret modeli uluslararası literatürde tartışılabilir.
Kırsal kadın girişimciliğine ilişkin saha deneyimimiz başka ülkelerdeki çalışmalarla karşılaştırılabilir.
Ve belki daha önemlisi:
Türkiye yalnızca uluslararası kalkınma modellerini kullanan bir ülke olmaktan çıkar, kendi kalkınma bilgisini ihraç eden bir ülkeye dönüşebilir.
Bilimsel görünürlüğün stratejik değeri tam olarak burada.
Şimdi araştırmamız ve yazmamız gerekiyor
Bu bilimometrik çalışma bana oldukça basit ama önemli bir mesaj veriyor.
Çin, ABD, İspanya veya diğer ülkelerin kırsal kalkınma literatüründe güçlü görünmelerinin arkasında yalnızca daha fazla araştırmacı bulunması yok.
Sistematik biçimde;
veri topluyorlar,
sahayı araştırıyorlar,
uluslararası ortaklıklar kuruyorlar,
sonuçları analiz ediyorlar
ve yayımlıyorlar.
Türkiye'nin de kırsal kalkınma konusunda anlatacak çok şeyi var.
Hatta birçok konuda olağanüstü değerli saha deneyimine sahibiz.
Ancak saha deneyimi bilimsel yöntemle analiz edilmez, ölçülmez ve uluslararası literatüre kazandırılmazsa, o bilgi zaman içerisinde kurumların hafızasında kaybolabilir.
Bu nedenle bundan sonraki dönem için belki de hedefimiz yalnızca:
“Daha fazla kırsal kalkınma projesi yapalım.”
olmamalı.
Bir adım daha ileri gitmeliyiz:
Uyguladığımız modelleri araştırmalı, etkilerini ölçmeli, başarısızlıklarından da öğrenmeli ve sonuçlarını uluslararası bilimsel literatürde yayımlamalıyız.
Çünkü ülkeler artık yalnızca teknoloji, tarım ürünü veya sermaye üretme konusunda rekabet etmiyor.
Bilgi üretme konusunda da rekabet ediyorlar.
Ve kırsal kalkınmanın geleceğinde Türkiye'nin yalnızca uygulayan değil, araştıran, yayınlayan ve dünyaya model sunan ülkelerden biri olması gerekiyor.
Kaynak: Qudsi, P., Badri, S. A. & Salmani, M. (2025). The Global Trend of Research in the Field of Sustainable Rural Development: A Scientometrics Analysis. Journal of Rural Research, 16(1), 1–20.


