Anızı Yakmak mı, Ekonomiye Kazandırmak mı? Türkiye ve Çin Örneği
Hasat bittikten sonra tarlada kalan sap ve anız çoğu zaman bir atık olarak görülüyor. Türkiye’de anız yakılması yasak olmasına rağmen bazı bölgelerde bu uygulamanın devam etmesi ise meselenin yalnızca mevzuat ve ceza ile çözülemediğini gösteriyor.
Burada asıl soru şu:
Çiftçi neden zararını bildiği halde anızı yakmaya devam ediyor?
Duan, Liu, Yao ve Sun’ın “Farmer self-returning or outsourcing?” başlıklı çalışması bu soruna farklı bir açıdan yaklaşıyor. Araştırma, hasat sonrası tarımsal artıkların toprağa geri kazandırılmasını yalnızca çiftçinin bireysel sorumluluğu olarak değil, tarımsal tedarik zincirinin ortak bir hizmet ve organizasyon problemi olarak ele alıyor.
Çalışmanın temel mesajı önemli: Destek miktarı, hizmet bedeli ve gübre maliyetleri uygun olduğunda, sap ve anızın profesyonel hizmet sağlayıcılar tarafından toprağa kazandırılması birçok senaryoda hem üretici hem de sistemin bütünü açısından daha avantajlı hale gelebiliyor.
Çiftçiye yalnızca “yakma” demek yeterli mi?
Türkiye’de anızla mücadelede politika ağırlıklı olarak üç araç üzerinden ilerliyor:
yasaklama, denetim ve ceza.
Bunların gerekli olmadığı söylenemez. Anız yakılması toprağın organik maddesine, mikroorganizmalara, hava kalitesine ve çevredeki ekosisteme zarar verebilir.
Fakat sorun yalnızca çiftçinin konu hakkında bilgisiz olması olmayabilir.
Erdal, Erdal ve Yavuz’un Tokat-Zile’de gerçekleştirdiği çalışmada çiftçilerin %99’u anız yakmanın yanlış olduğunu ifade ederken, anızı toprağa karıştırmayı tercih edenlerin oranı %57 düzeyinde kalıyor.
Bu oldukça açıklayıcı bir sonuç.
Çiftçi zararı biliyor olabilir; fakat uygun ekipmana, finansmana, zamana veya hizmet sağlayıcıya erişemiyorsa davranışını değiştirmek her zaman kolay değil.
Dolayısıyla:
Bilmek başka, uygulayabilecek ekonomik ve teknik kapasiteye sahip olmak başka.
Çin neyi farklı yapıyor?
Çin örneğini ilginç kılan nokta, tarımsal artıkları yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir çevre sorunu olarak görmemesi.
Sap ve saman;
toprağa geri kazandırma, hayvan yemi, organik gübre, biyokütle enerjisi, endüstriyel hammadde
olarak değerlendirilebiliyor.
Li ve arkadaşlarının 2022 tarihli çalışmasında Çin’de yaklaşık 647 milyon ton tarımsal sap ve samanın değerlendirildiği, kapsamlı kullanım oranının %88,1 seviyesine ulaştığı ve yaklaşık 400 milyon tonun toprağa geri kazandırıldığı belirtiliyor.
Burada önemli olan yalnızca rakamların büyüklüğü değil.
Asıl önemli olan, tarımsal artığın “atık” olmaktan çıkarılıp ekonomik bir kaynak olarak görülmesi.
Türkiye için nasıl bir model düşünülebilir?
Türkiye açısından Çin modelini aynen kopyalamak gerçekçi değil. Tarımsal işletme yapısı, arazi büyüklükleri, mekanizasyon düzeyi ve kurumsal yapı farklı.
Ancak temel yaklaşım uyarlanabilir.
Örneğin üretim havzası ölçeğinde;
kooperatifler, ziraat odaları, belediyeler, özel tarımsal hizmet işletmeleri ve ortak makine parkları
üzerinden bir “anız yönetimi hizmet modeli” kurulabilir.
Çiftçinin kendi başına pahalı ekipman satın alması yerine, hizmet satın alması sağlanabilir.
Hasat sonrası belirlenen tarihte ekip sahaya gelir, anızı parçalar veya toprağa karıştırır, yapılan işlem dijital olarak kayıt altına alınır.
Böylece çevresel hedef ile ekonomik uygulanabilirlik aynı sistem içinde buluşabilir.
Kamu desteğini makineye değil, sonuca bağlamak
Bence burada kırsal kalkınma politikası açısından daha önemli bir soru da var.
Destek yalnızca:
“Makine satın aldın mı?”
üzerinden mi verilmeli?
Yoksa:
“Kaç hektarda anızı toprağa kazandırdın ve hangi çevresel sonucu oluşturdun?”
sorusuna mı bağlanmalı?
Daha sonuç odaklı bir sistemde kamu desteği;
işlenen tarım alanına, toprağa kazandırılan bitkisel artık miktarına, azaltılan kimyasal gübre kullanımına, oluşturulan organik maddeye, doğrulanabilir çevresel performansa
bağlanabilir.
Bu durumda devlet yalnızca makine satın alınmasını desteklemez; makinenin gerçekten kullanılmasını ve çevresel sonuç üretmesini teşvik eder.
Dijital doğrulama mümkün
Bugün bu işlemlerin doğrulanması da geçmişe göre çok daha kolay.
Parsel bilgisi,
uygulama tarihi,
kullanılan ekipman,
işlenen alan,
GPS kaydı
ve uygulama öncesi-sonrası görüntüler
dijital sistem üzerinden kaydedilebilir.
Basit bir mantık kurulabilir:
Yakmayı yasakla → Alternatifi oluştur → Hizmeti erişilebilir kıl → Uygulamayı destekle → Sonucu doğrula
Bu yaklaşım yalnızca cezalandıran değil, çiftçiye uygulanabilir alternatif sunan bir politika modeli oluşturur.
Anız aslında kırsal ekonomi için bir kaynak olabilir
Sap ve samanın ekonomik değer zincirine dahil edilmesi yeni kırsal işletmeler de oluşturabilir.
Balyalama hizmetleri,
biyokütle lojistiği,
organik gübre üretimi,
hayvan yemi,
kompost,
enerji üretimi
ve tarımsal hizmet işletmeleri kırsal bölgelerde yeni gelir ve istihdam alanları yaratabilir.
Böylece çevresel sorun, doğru politika ve organizasyonla kırsal girişimcilik fırsatına dönüşebilir.
Asıl mesele de burada.
Anız yangınını sadece çevresel bir ihlal olarak görmek problemin yalnızca sonucuna odaklanmak olabilir.
Bazen yangının arkasında daha temel bir eksiklik bulunur:
Kırsal hizmet altyapısının yetersizliği.
Yasaklamak yetmez, alternatifini daha cazip hale getirmek gerekir
Çiftçiye yalnızca:
“Anızı yakma.”
demek yeterli değildir.
Yakmaktan daha kolay, daha ucuz ve mümkünse daha kazançlı bir seçenek oluşturmak gerekir.
Çin örneğinin Türkiye açısından verdiği temel ders de bence budur.
Tarımsal artık yalnızca yasakla ortadan kaldırılamaz.
Ekonomiye kazandırılmalıdır.
Belki de bundan sonraki tarım politikası sorumuz şu olmalı:
“Anız yakmayı nasıl daha fazla cezalandırırız?” değil, “Çiftçi için anızı yakmaktan daha avantajlı hangi ekonomik modeli kurabiliriz?”
Çünkü sürdürülebilir tarım, yalnızca yanlış uygulamayı yasaklamakla değil, doğru uygulamayı ekonomik olarak mümkün hale getirmekle kurulabilir.
Kaynaklar: Duan vd., Farmer self-returning or outsourcing?; Li vd. (2022); Erdal, Erdal ve Yavuz (2016); Yakupoğlu vd. (2022).


